
Zeynep Alpaslan
Kadıköy’de sonbahar. Yağmur, kahve, folk şarkıları ve martılar. Kulaklığımı takmış, İrlandalı şarkıcı / söz yazarı Lisa Hannigan’ı dinleyerek denizi izliyorum. 2016 tarihli At Swim albümünün açılış şarkısı “Fall” çalıyor arka arkaya… ve ben uzun yıllar boyunca nasıl da dev bir kazağın içinde yaşamış olduğumu fark ediyorum.
Folk şarkılarından ördüğüm, kocaman bir kazaktı bu. Dev bir kazak… Sıcak ve yumuşak. Onun içine gizlendim yıllar boyunca. Böylece kimse kusurlarımı görmeyecekti ve kazağımın içinde güvende olacaktım, görünmez olma pahasına.
Kazağı giydim. Kazak çok rahattı; ancak o kadar büyüktü ki, yerlerde sürünüyordu eteğiyle kolları. Kendimi kozasının içinde bir tırtıl gibi hissettim. Hemen sonra derin bir uykuya daldım ve gerçek hayatı dışarıda bıraktım.
Kaç sonbahar geçti üzerinden, bilmiyorum. Ben kimseyle konuşmadım. Dev kazağımın içinde hayaller kurarak öylece yattım. İçtim. Yazdım. Biraz daha içtim. Folk şarkıları dinlemeye devam ettim. Müziğin beni teselli etmesine izin verdim ama neden üzgün olduğumu bir kez olsun sorgulamadım.
Bir gece yarısı uyandığımda, kendi yansımamı gördüm pencerede. Dev kazak her yeri kaplamış, bana hiç yer bırakmamış gibi hissettim birden. Kaybolmuştum bu kazağın içinde. Gördüğüm şey çok hüzünlüydü. Dev kazak sanki sandığım gibi folk şarkılarından değil, gözyaşlarımdan örülmüştü.

Yansımama doğru yaklaştım ve gülümsedim ona. Aynı anda da, artık bu kazağın içinde yaşamak istemediğimi düşündüm. Acaba gözyaşlarımı güzel bir şeye dönüştürmek mümkün müydü? Merak ettim ve kazağı sökmeye başladım usulca.
Folk şarkıları çalmaya devam etti kulaklarımda. Kazak bir mum gibi erirken, yerde pancar rengi iplerden koca bir yığın oluştu. Sonunda kazağı tamamen söktüğümde, ne yapacağımı da bulmuştum.
Arkadaşlarım, ailem ve sevgilim için bereler, eldivenler, küçük kazaklar ve püsküllü atkılar ördüm onunla. Sevdiklerimi sarmak için kullandım o ipleri… Bir örümcek gibi. Ve bir şeyin farkına vardım: Kazaktan geriye kalan şey tamamen benimdi ve bu aslında folk şarkılarından başka bir şey değildi.
Şimdi yeni bir sonbahar başladı Kadıköy’de. Karga için bu ilk folk müzik yazısını yazarken, Karga’nın kendisinin de benim için dev bir kazak olduğunu fark ediyorum sevinçle. Ama eskisi gibi beni gizleyen, dünyayla arama duvar ören bir kazak değil bu. Tıpkı folk şarkıları gibi, beni güvende ve sıcak hissettiren bir kazak sadece.
Lisa Hannigan ise rüzgârda uçuşan sonbahar yapraklarını andıran sesiyle her zamankinden de güçlü bir biçimde çağırıyor beni bugünlerde. Mesela, 2008’de kaydettiği Sea Sew albümü bir anda sabah kahvesi kadar gerekli bir hal aldı benim için.
Bütün albüm bir martının kayalıklarla kaplı bir sahilde süzülerek uçmasını andırıyor sanki. Hayalimde bu martı benim kazağımdan sökülmüş iplerden örülmüş bir kazak giyiyor. Melankolik gitarların gri beyaz melodileri eşliğinde uçuyor. Kendini yalnız hissediyor olmalı ama her nasılsa mutlu görünüyor.
Lisa Hannigan’ın şarkılarında sevdiğim şey de tam olarak bu galiba. Yalnızlık kostümü giymiş mutluluk… Yani, acı çikolata. Bu da Victor Hugo’nun “Melankoli, üzgün olmanın mutluluğudur,” sözünü aklıma getiriyor.
Denizi seyrederken, neden folk müziğini bu kadar çok sevdiğimi ve Acı Çikolata köşesini yazmaya başladığımı soruyorum kendime. Düşünüyorum da, sanırım bunun cevabı benim mutluluk tanımımda gizli.
Mutluluk hiçbir zaman hafif, uçarı, çılgın, neşeli bir duygu olmadı benim için. Ciddi, huzurlu ve ağırbaşlı bir şekilde yaşadım hep mutluluğumu. Ve melankoli, daima ayrılmaz bir parçası oldu bunun. Tıpkı folk müzikte olduğu gibi…
Şimdi, Lisa Hannigan ve sevdiğim müzikler hakkında yazdığım bu köşe bana bir zamanlar içinde yaşadığım dev kazağın iplikleriyle ördüğüm bir battaniye gibi geliyor. Hepimiz bu battaniyenin altına girelim ve güzel bir sonbahar geçirelim istiyorum. Tabii, hepsinden de önemlisi, belki de folk müzik hakkında yazarken, hem kendime hem de size gözyaşlarının güzel bir şeye dönüştürülebileceğini kanıtlamak istiyorum.
Kadıköy’de sonbahar. Yağmur, kahve, folk şarkıları ve martılar. Kulaklığımı takmış, İrlandalı şarkıcı / söz yazarı Lisa Hannigan’ı dinleyerek denizi izliyorum… ve artık görünmez olmak istemediğimi çok iyi biliyorum!
alpaslanissus@gmail.com

